Yağmursuz ve karsız bir cumartesi gününü en iyi şekilde değerlendirmek için uzun mesafeleri yürümüş olmanız gerekiyor Londra'da. Şehirde yaşayan insanların kibar ancak bir o kadar mesafeli halkının tüm duygularını kendine saklamasından olacak ki şehirde de yürüdükçe ancak dikkat ederseniz görebileceğiniz detaylar mevcut çünkü.
Lincoln's Inn (Londra'nın en elit hukuk merkezi diyebiliriz sanırım) civarında yürürken kapıya bakıp, fotografını çekmeden duramadık! Bir kapı ne kadar korkutucu ve ciddi olabilir düşünmüş müydünüz?
Son olarak bu hafta Çin yeni yılı malum. Artık Kaplan Yılı'na giriliyor. Adı veya soyadı Kaplan olanlar üzerindeki etkisi konuşulmakta ancak ilgililik payı şüpheli. Chinatown her sene olduğu gibi oldukça renkli.
Gösteriler 14 ve 21 Şubat'ta başta Trafalgar, Leicester Square olmak üzere Londra'nın çeşitli yerlerinde olacak. Önerim 21 Şubat'ta Leicester Square'deki havai fişek gösterisini kaçırmamanız yönünde...
10 Şubat 2010 Çarşamba
7 Şubat 2010 Pazar
6 Sapkaniz Olsa Hangi Rengini Takarsiniz?
Gecen hafta London School of Economics'de bir seminere gittim. Ismi "Think!: Before It's Too Late" Kitabi belki hatirlarsiniz, yazari da Edward De Bono elbette. Sahane bir insan, komik, hazircevap ve zeki elbette ;) Eger kendisini canli izleme sansini yakalarsaniz sakin kacirmayin!
Konusmasina "Cagimizin En Buyuk Problemi Nedir?" sorusuyla basladi. Yaninda oturanlarla tartisma suresinin bittigini belirten dudugu caldiktan sonra herkesin listesinde oldugundan suphelendigi cevabi paylasti; kuresel isinma! Tahmin yerinde ancak listeler yanlis, cagimizin en buyuk sorunu düşünmemek! Gerçekten düşününce hak vermemek mümkün degil sanirim, hmm :)
Ancak asil onerecegim egzersiz 6 Dusunce Sapkasi! Aslinda yeni bir kavram degil ancak, bildigimiz halde hayatimiza ne kadar uyguladigimiz supheli. Diyelim ki bir konu hakkinda sevgilinizle anlasmazliga dustunuz, ya da isinizde kalmak veya yeni bir ise gecmek arasinda ikilemde kaldiniz.... O zaman De Bono'nun sapkalari yardiminiza kosuyor, her ne kadar ilk basim 80lerde olsa da hala gecerliligini koruyor... Etraflica dusunme ('Lateral Thinking') kavraminin sahibi olmak kolay degil ne de olsa...
Eger 6 Dusunce Sapkasi'ni almak isterseniz idefix'de mevcut.
Konusmasina "Cagimizin En Buyuk Problemi Nedir?" sorusuyla basladi. Yaninda oturanlarla tartisma suresinin bittigini belirten dudugu caldiktan sonra herkesin listesinde oldugundan suphelendigi cevabi paylasti; kuresel isinma! Tahmin yerinde ancak listeler yanlis, cagimizin en buyuk sorunu düşünmemek! Gerçekten düşününce hak vermemek mümkün degil sanirim, hmm :)
Ancak asil onerecegim egzersiz 6 Dusunce Sapkasi! Aslinda yeni bir kavram degil ancak, bildigimiz halde hayatimiza ne kadar uyguladigimiz supheli. Diyelim ki bir konu hakkinda sevgilinizle anlasmazliga dustunuz, ya da isinizde kalmak veya yeni bir ise gecmek arasinda ikilemde kaldiniz.... O zaman De Bono'nun sapkalari yardiminiza kosuyor, her ne kadar ilk basim 80lerde olsa da hala gecerliligini koruyor... Etraflica dusunme ('Lateral Thinking') kavraminin sahibi olmak kolay degil ne de olsa...
Eger 6 Dusunce Sapkasi'ni almak isterseniz idefix'de mevcut.
4 Şubat 2010 Perşembe
2010'un Getirdikleri
Soguk, daha cok soguk, yeni arkadaslar, calismayan isitma sistemi, pozitif hisler, vs...
Ancak oyle birsey daha getirdi ki hic aklima gelmezdi. Koreli arkadasimla evimizin oradaki meyve sebze pazarindan alisveris yaparken uzerinde yalnizca Madagascar kelimesinin anlamini bildigim koca bir kutu gosterdi, gozlerinin icini parlatan seyin Madagascar degil de Litchi oldugunu anladim neyse ki.
Kutunun tumune 2 pound verdik ve eve getirdik. Votka ile icilmesi unluymus entel cevrelerde. Lakin meyvenin kendisi de gayet basarili.
Tadini anlatabilmem mumkun degil ancak kabugunu soyunca icinden deniz anasi kivaminda, tatli ve sahane bir meyve cikiyor. Litchi sen nelere kadirsin ;)
Ancak oyle birsey daha getirdi ki hic aklima gelmezdi. Koreli arkadasimla evimizin oradaki meyve sebze pazarindan alisveris yaparken uzerinde yalnizca Madagascar kelimesinin anlamini bildigim koca bir kutu gosterdi, gozlerinin icini parlatan seyin Madagascar degil de Litchi oldugunu anladim neyse ki.
Kutunun tumune 2 pound verdik ve eve getirdik. Votka ile icilmesi unluymus entel cevrelerde. Lakin meyvenin kendisi de gayet basarili.
Tadini anlatabilmem mumkun degil ancak kabugunu soyunca icinden deniz anasi kivaminda, tatli ve sahane bir meyve cikiyor. Litchi sen nelere kadirsin ;)
26 Ocak 2010 Salı
Brick Lane vs Hayat...
Brick Lane'i ya cok seversin ya da pek sevmezsin, nefret etmek gibi bir secenek yok sanirim. Brick Lane'in nesini seviyorum, neden her seferinde bana ilham veriyor diye dusunerek yuruyordum ki, cevabi karsima cikti;
Kankan dansi degil elbette, neye rastlayacagini hayal edemedigin bir yerde rahatca ve hicbir seye takilmadan yuruyebilmek sanirim cekici olan yani...
Kankan dansi degil elbette, neye rastlayacagini hayal edemedigin bir yerde rahatca ve hicbir seye takilmadan yuruyebilmek sanirim cekici olan yani...
Labels:
brick lane,
kankan
21 Ocak 2010 Perşembe
Los Desterrados, Rupa & the April Fishes, Youtube Yasagi...
Sokakta ingiliz ingilizcesi konusan kisilerin azligi belki de Londra'nin kulturel yelpazesinin genisliginin en iyi gostergesi. E kultur sanat aktivitelerinin de sokaktan asagi kalir yani yok elbette. Dun aksam Rich Mix'te gittigimiz Los Desterrados ve Rupa & April Fishes konserlerini 2 kisilik deri koltukta (evet evde kullanilan koltuklardan) izleme serefine nail olduk. Ilk grup; Sefarad Musevi muzigini Latinle birlestirmis Londra'li Los Desterrados.
Iclerinde hic Turk bulunmamakla beraber konserin ilk sarkisinin nakarat bolumu "Ben seni severim" oldu. Bir diger sarkilarindaki nakarat ise "Aman aman Gulpembe" (Sarkinin adi: Por La Tu Puerta).
Konser sonrasi grupla konusma firsatimiz oldu, Istanbul'a gitmeyi cok istediklerini hatta Radikal gazetesinde buyuk bir haberlerinin ciktigini da belirttiler. Eger merak ediyorsaniz buradan muziklerini dinleyebilirsiniz.
2. grup Rupa & the April Fishes San Francisco'lu bir grup ve Londra'dan hemen once Istanbul'da konser vermisler.
Sahnede ilk olarak akordeonu gorunce bir anda aklimiza 2 haftadir her aksam ayni sarkiyi calmaya calisip da bir turlu beceremeyen ve bir nota bile ilerleyemeyen komsumuzu andik. Sarkilar muhtesem, eglenceli ve derin. Sohbet sahane, ilk kez konserlerinde dans etmeyen bir grupla karsilastiklarini soyluyorlar. E demek Ingiltere boyle deyip geciyorlar :) Cok alinmis bir Ingiliz olacak ki konserin sonlarina dogru sarhos olup sahnenin onunde dans denemeyecek hareketler silsilesini yapiyor. Lakin grup kibar, adama en ufak bir yorum yapmiyorlar...
Iclerinde hic Turk bulunmamakla beraber konserin ilk sarkisinin nakarat bolumu "Ben seni severim" oldu. Bir diger sarkilarindaki nakarat ise "Aman aman Gulpembe" (Sarkinin adi: Por La Tu Puerta).
Konser sonrasi grupla konusma firsatimiz oldu, Istanbul'a gitmeyi cok istediklerini hatta Radikal gazetesinde buyuk bir haberlerinin ciktigini da belirttiler. Eger merak ediyorsaniz buradan muziklerini dinleyebilirsiniz.
2. grup Rupa & the April Fishes San Francisco'lu bir grup ve Londra'dan hemen once Istanbul'da konser vermisler.
Sahnede ilk olarak akordeonu gorunce bir anda aklimiza 2 haftadir her aksam ayni sarkiyi calmaya calisip da bir turlu beceremeyen ve bir nota bile ilerleyemeyen komsumuzu andik. Sarkilar muhtesem, eglenceli ve derin. Sohbet sahane, ilk kez konserlerinde dans etmeyen bir grupla karsilastiklarini soyluyorlar. E demek Ingiltere boyle deyip geciyorlar :) Cok alinmis bir Ingiliz olacak ki konserin sonlarina dogru sarhos olup sahnenin onunde dans denemeyecek hareketler silsilesini yapiyor. Lakin grup kibar, adama en ufak bir yorum yapmiyorlar...
Son olarak korkularla hayatimizin nasil yonlendirildigini anlatan bir sarkiya giris yapmak icin Istanbul'un sahane bir sehir oldugu, insanlarinin super oldugunu ancak youtube'a girilemedigini belirtiyorlar. Hatta anlayamayan (gercekten akillari almayan) seyircilere, dogru soylediklerini youtube.com yazdiklarinda acilan sayfada Turk hukumetinin imzali uyarisinin oldugunu da belirtiyorlar. Konseri dinlemeye gelmis tum insanlar icin Istanbul'un guzel bir sehir oldugundan ziyade, youtube hikayesi, Turkiye hakkinda anlatilacak bir hikaye olarak dinleyicilerle eve gidiyor. E bu da gecenin buruk bir tadi olarak bizimle eve geliyor elbette.
Rupa & The April Fishes'in sarkilarini dinlemek icin tiklayin!
Labels:
Los Desterrados,
Rich Mix,
Rupa,
The April Fishes
4 Ocak 2010 Pazartesi
Londra dar gelirse Iskocya var
Sahsen yeni yila bu sene hic gormedigim bir sehirde girmek 2010 hedeflerim arasindaydi. Malum Ada disina cikmadan gidilebilecek yerler arasinda Iskocya, viskiye olan saygimiz nedeniyle agir basti. Viski nasil uretilir, yerinde sahit olduk ve 12-18 senelik viskileri uretim yerinde tattik. Edinburgh'da Hogmanay eglencesine katilmanin disinda harika vakit gecirdik. Yillardir yilbasi gunu kar gormemis olmanin acisini cikardik. Oldukca soguktu ancak usumedik, her dakikanin tadini cikardik, sahane deniz urunleri yedik, cana yakin Iskoc'larla pub'larda sohbet ettik. Ancak pub'larda neden sirf erkek oldugunu sormaya cekindik.
Glasgow ve Edinburgh'daki hiperaktif gunlerden sonra dinlenmenin en iyi yolu sinemadir diyerek Avatar'in yolunu tuttuk. Elbette 3 boyutlu. Ve elbette biz de begendik, insanligimizdan utandigimiz sahneler disinda uzun zamandir bu kadar guzel bir film izlemedigimi dusunerek Londra sokaklarini arsinlamaya basladik. Hava soguk, konusulacak konular malum; 7 gunde 5 sehir dolastiktan sonra (Istanbul, Ankara, Londra, Glasgow, Edinburgh) insan bir noktadan sonra nereye gitse kendini evinde hissediyor. Yeni yil hedeflerimiz arasinda bol bol gezmeyi de altini cizerek ekledikten sonra, Londra'da tekrar turist olmaya karar verdik.
Marble Arch, Regent Street arasinda foto safari yaptik... 2010 tam da istedigimiz gibi basladi desek sanirim gayet yerinde bir cumle kurmus oluruz... Devamini da gorecegiz ancak bu seneden oldukca umutluyum... Herkese iyi seneler!!!
Glasgow ve Edinburgh'daki hiperaktif gunlerden sonra dinlenmenin en iyi yolu sinemadir diyerek Avatar'in yolunu tuttuk. Elbette 3 boyutlu. Ve elbette biz de begendik, insanligimizdan utandigimiz sahneler disinda uzun zamandir bu kadar guzel bir film izlemedigimi dusunerek Londra sokaklarini arsinlamaya basladik. Hava soguk, konusulacak konular malum; 7 gunde 5 sehir dolastiktan sonra (Istanbul, Ankara, Londra, Glasgow, Edinburgh) insan bir noktadan sonra nereye gitse kendini evinde hissediyor. Yeni yil hedeflerimiz arasinda bol bol gezmeyi de altini cizerek ekledikten sonra, Londra'da tekrar turist olmaya karar verdik.
Marble Arch, Regent Street arasinda foto safari yaptik... 2010 tam da istedigimiz gibi basladi desek sanirim gayet yerinde bir cumle kurmus oluruz... Devamini da gorecegiz ancak bu seneden oldukca umutluyum... Herkese iyi seneler!!!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

















