13 Ağustos 2009 Perşembe

BBC Proms'a gitmeden olur mu?

Cevap bariz elbette olmaz! Hala gitmediyseniz hemen kokos ve pahali muzikalleri bir kenara birakin ve asagidaki bilgileri iyice absorbe edin. 12 Eylule kadar vaktiniz var, yetisemezseniz artik seneye!
BBC Proms'un 95 aktivitesinin 76'si Royal Albert Hall'de gerceklesmekte.
  • Ilk olarak Royal Albert Hall Mart 1871'de acilmis.
  • 7.000 kisi kapasiteli.
  • Konser zaten oyle ama binanin ici de inanilmaz! Havayi biraz koklamak isterseniz asagidaki resimlere bir goz atin.

  • Yesil olarak gordugunuz uzun borular zamaninin en buyuk organ aleti. Ismi "Henry Willis Organ" ve cikardigi sese "Jupiter'in Sesi" denmis. Dinlediginizde gercekten de ismiyle mustesna oldugunu anlayacaksiniz, bunun icin ta Jupitere gitmeye gerek yok, hayal gucunuzu calistirmaniz yeterli...
  • Bina 6 milyon kirmizi tugla ve 80bin dekoratif kiremitten olusuyor. Yani bayagi bir sasali...
  • Yeterince etkilenmediyseniz 70milyon pound harcanarak ve elbette Ingiliz Mirasi olarak adlandirilan kurumun onayiyla yenilenmis...
  • Bir de fotograflarin cekildigi aktiviteden bahsedeyim, ilk olarak kadin bir orkestra sefi izlemek zaten bayagi etkileyici olan sahne goruntusunu daha da estetik bir hale getirdi.
  • Muzik BBC Senfoni Orkestrasi'ndan.
  • Bir de ilk kez bu kadar Ingiliz'i bir arada gorduk Londra'da... Normalde ozellikle turistik bolgelerde, sokakta ingilizce konusuldugunu duymanin bile luks olabildigi bir sehir malum Londra. Ancak bu aktivitede bizden baska Ingiliz olmayan kimseye rastlamadik.
  • Son olarak sunu da bir kez daha hatirladik ki dunyanin her yerinde, bulundugu ortamin neresi oldugunu umursamayan kaba insanlar bulunmakta. Ici findik disi cikolata kapli olan atistirmaliklarin icindeki findigin agizda cikardigi ses sizi, disindaki posedinin cikardigi hisirti bizi yakti. Keske vucut dili ile tepkimizi belli etmeye calismak yerine "Insanlari konser sirasinda sekerleme ile beslemeyin pankartlari" hazirlayip acsaymisiz...
  • Bilet ve detayli bilgi almak icin tiklayin.



26 Temmuz 2009 Pazar

Dogu-Ruh Sentezi

Londra'da yagmur camur demeden gezmek bir yaz klasigi, aksi halde gunun 1-2 saati disinda devamli cok da genis olmayan Londra evlerinde butun gun kitap okuyup, film izleyerek tum haftasonunu gecirebilirsiniz. Lakin kim o kadar entel olmak ister ki!!!

Iste kafamizda bu dusuncelerle ne zamandir Londra'nin dogusunun kendine ozgu ruhunu icimize cekmedigimizi fark edip, bisikletlerimize yan gozle bile bakmadan (bisikletle yagmura yakalanmak cok da eglenceli olmuyor) Brick Lane'den baslayacak "East London" turuna basladik.

Ilk olarak Michael Jackson'un olumunden ilham alan dunyanin dort bir yanindan olan sanatcilarin islerinin toplandigi bir sergiye rastladik. Ve evet yine duygulandim itiraf ediyorum, hormonlar is basinda... Sergi 3 Agustos'a kadar Draft Walk Gallery'de (E1 6QL) devam ediyor, buralardaysaniz kacirmayin, Vincenzo Balsamo'nun eserlerine ekstra dikkat edin!



Bu bolgede gece gunduz devam eden partilerin kacinilmaz sonucu olan mesaj "Dogu'da yasa genc ol!" Yasasin ergenlik kafasi!



Ozgurluk?












Bunun disinda, bisikletini bateriye ceviren, entarisini uzerine gecirip sokak pazarini kolacan etmeye gelen, latin muzigi calip sizi neselendirmezsem olmaz diyen insanlarin disinda, bir de duvarlar ve duvar uzerindeki calismalar vardi tabi...



Londra'da bisiklet fiyatlarindan hic bahsetmis miydim? Iyi bir bisiklet icin 150-200 poundu gozden cikarmaniz lazim.

























Eh katildigimiz her sene 1 kere gerceklesen geleneksel Paul'un piknik aktivitesi, Hoxton Square'de atistirma ve tek basina yenilemeyecek kadar guzel olan bir profiterolu paylasmismak bu kadar gorsel oge sonrasindaki yorgunlugu aldi mi dersiniz?

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Londra'da Bos Zaman Gecirilebilir mi?

"Isten yorgun argin ciktim, eve gidip televizyonu acip dinleneyim" gibi dusuncelere sahipseniz, Londra hayatinin yarisini es geciyorsunuz demektir...

Ilk gittigim opera olmasi nedeniyle gonulden bagli oldugum La Traviata'nin Royal Opera House'da sahnelendigini ogrenip de bilet bulamadigimda yasadigim uzuntu, La Traviata'yi piknik yaparak, cimlerin uzerinde, canli yayinda, ustelik dev ekranda izleme olasiligimin oldugunu ogrenince bir anda yok oldu...

O gun gelince 30 derecelerde sicaktan bunaldigimiz bir gunde Canary Wharf'un yolunu tuttuk, piknik icin hazirlik olarak market alisverisini yaptik ve cimlerde yerimizi aldik.

Piknik + opera gunlerinde bolca Pimm's ve sampanya-cilek tuketilmekte. Katilimci yasi gercekten 7den 70e. Yer bulmak oldukca zor Sevilla'nin Berberi icin bu sefer daha da erken gelip yer tutulacak. Piknik kulturunde mangal da var ancak operanin yanina meze yapilmamis. Hersey sakin, Violetta ile Alfredo'nun imkansiz aski biraz icimizi burkmakta o kadar...

KPMG bircok kisinin calismak icin hayalini kurdugu bir yer olabilir ancak aktivite esnasinda La Traviata'nin gosterildigi sahnenin arkasinda kalan bina olmanin disinda bir ozelligi bulunmamaktaydi...

24 Haziran 2009 Çarşamba

St Paul's Katedralinden Secmeler

St Paul's Katedrali Londra'nin en cok ilgi ceken turistik yerlerinden. Su an 5. yapisi gorulmekte olan St Paul's bugune kadar 962, 1087 ve 1666 Londra yanginlarinda yanmis. Katedrale giris ucretli, ancak onden bedava bir sanal tur yapmak isterseniz tiklayin.

Prenses Diana ile Prens Charles da bu katedralde evlenmisler...

St Paul's yalniz katedrale degil katedralin bulundugu bolgeye de adini vermekte. Bolgede pek cok atraksiyon bulmaniz mumkun;
Kaykayci genclik, beni cal diyen vali Boris Johnson'in son projelerinden sehrin cesitli yerlerine yerlestirilmis piyanolardan biri ve dunyanin dort bir yanindan gelmis fotograf ceken turistler...



Tekrar Cal Sam... Bu piyanolari calmak serbest ve herkese acik, ancak yagmur yagdiginda uzerini ortmek de sehir sakinlerinin sorumlulugunda.
Beklendigi uzere St Paul's un tam karsisinda bir Paul bulunmakta...

Artik bolca gorulen guzel Londra havalarinda yapilacak program St Paul's Katedralini ve etrafini kesfettikten sonra Millennium Bridge'den nehrin karsisina gecerek Tate Modern'i gezmek ve nehir kenarindaki cimlere yayilip guneslenmek... Bu siralar bu programin muadili Wimbledon elbette...

16 Haziran 2009 Salı

Vatanseverlik Yeterli mi?

Edith Cavell'in Trafalgar Square yakinindaki heykelinin Turkiye'den dondugum gunlerde dikkatimi cekmis olmasi normal bir durum sanirim. Heykelin temasi kisaca "Vatanseverlik yeterli degil, kimseden nefret de etmemeli."
Edith Cavell kimdir derseniz;
1. Dunya Savasi'nda muttefik veya dusman ayirt etmeksizin her yarali askeri tedavi eden, ancak bunu yaparken Ingiltere'nin muttefiki olan Alman isgalindeki Belcika'dan 200 Belcikali askerin de kacmasina yardim etmis olan insani, baskalarinin hayatini kendi hayatindan daha ustte tutmus bir savas kahramani. Ancak kahramanligi, cinsiyetinin ve hemsireliginin de katkisi ile yalniz Ingiltere'de degil Fransa'dan Amerika'ya kadar bir cok yayinda mansetlere tasinmis. Edith Cavell'in kahramanlik hikayesi 1. Dunya Savasi'na damgasini vurarak zamaninin en cok yayinlanan hikayelerden biri olmus. Ve yine 1. Dunya Savasi'nda Ingiltere, Edith Cavell'in bir Alman askeri tarafindan infaz edilme sahnesini propaganda olarak kullanarak Ingiliz genclerini askere gonullu olmaya cagirmis.

Yine diyorum cunku askerlik Ingiltere'de mecburi degil ve Afganistan savasinda savasacak asker istihdami icin Ingiliz Hukumeti cok da etik oldugu dusunulmeyen televizyon reklamlari yayinlamakta. Son olarak da web sitelerinde online bir oyun yayinlayarak gencleri savasa gitmek uzere ikna etmeye calismaktalar. Kalp resmine dikkat edin. (16 yas uzeri olmayanlar tiklamasin)


Heykelden bu kadar bahsettikten sonra resmini de yayinlamak gerekiyor elbette. Edith Cavell'in hikayesi nedeniyle heykelinin onunde bir cok protesto gosterisi gormeniz mumkun. Tek yapmaniz gereken National Portrait Gallery'nin karsisinda bulunan heykelin onunden gecmek...



Bu kadar ciddi konudan sonra biraz sokak modasi ve yaratici bir reklam uygulamasi ile derin nefes alip rahatlayalim. Ommmmmmm (zihnimiz boyle berraklasir mi ki??)


1 Haziran 2009 Pazartesi

Londra'da İspanya Tadımı

31 Mayis her ne kadar Big Ben'in doğumgünü olsa da aslan payını dünyanın en "seçkin" alışveriş caddelerinden sayılan Regent Street'i kapatan İspanya kaptı...
Kalabalık üzerinden daha rahat fotoğraf çekmek uğruna giydiğim topuklu ayakkabılarımın da verdiği ızdıraptan olsa gerek Regent Street turumun yarısında İzmirli Altay'a benzeyen bir adam ve evlilik programlarında göbek atan program sakinlerine benzeyen bir kadının flamenko gösterisini izlerken aklımda Dünyayı Kurtaran Adam'dan "Ruhumu bedenimden ayırdım, acıyı hissetmiyorum" repliği ile flamenkonun sıradan olanının izlenmeyecek bir dans olduğunu bir kez daha onayladım.

Metro istasyonundan çıkar çıkmaz Free Hugs ekibiyle karşılaştım ve fotoğraflarını çekmek karşılığında bir free(?) hug verdim. Free Hugs Kampanyası ile ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Londra'da yapılan tüm aktivitelerde polis sayısının artırıldığı haberlerini bir kez daha hatırladım... Elbette bu şapkalarla bizi koruyabileceklerine bir kez daha inanmadım.

The Big Dish olarak adlandırılan dev paellanın yapım aşamasına bir göz attım ancak Londra'nın en sıcak gününde güneşin altında tüm süreci yaşamak istemediğime karar verip kendimi Regent Street kalabalığına bıraktım.

Su alacak bir yerler ararken mağaza içi aktivitelerini seyrettim.

İnce et kesimini izlerken kasabın kolundaki nazar boncuklarına da takıldım.

Bu flamenko olayını ben ve 5 saniye izleyip "vamos vamos" diyerek giden bir kaç ispanyolun dışında hemen herkesin ilgisini çektiği kesin...


Ayak hareketlerinden at hareketlerine geçiş yaptım ve Vangelis eşliğinde dans eden atları izledim

Ve bazı kareler;







Londra'yı sevme sebeplerimden...

Kısaca bu aktivite için tabi ki taa Londra'ya gelinmez ancak Londra'ya gelmişken de gitmemek olmaz, lakin Londra'da İspanyol tadı ilginizi çekmese de cadde üzerindeki bir çok mağazada %30 indirim olmakta ve ne de olsa kalabalık kalabalıktır, izleyenler de izlenecek aktviteler kadar ilgi çekici olabilmekte....